Sayı :20808/05-08 02/06/2005
ADALET BAKANLIĞINA
Başbakanlık müfettişlerinin, Başbakanlık Teşkilatı Hakkındaki Kanunun 20'nci maddesi, Başbakanlık Teftiş Kurulu Yönetmeliği ve çeşitli kanunların Başbakanlık müfettişlerine verdiği yetkiler uyarınca yürüttükleri inceleme ve soruşturma görevleri nedeniyle zaman zaman haklarında tazminat davaları ikame edilmekte olup bu durumun son zamanlarda sıkça gündeme geldiği görülmektedir. Bu sorunun sadece Başbakanlık müfettişleri yönünden değil, kamudaki tüm denetim elemanları yönünden ciddi bir sorun haline geldiği, İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu ile Adalet Teftiş Kurulu Başkanlıklarının bu konuda yaptıkları çalışmalardan ve kanun taslağı hazırlıklarından anlaşılmaktadır.
Şüphesiz ki, kamu görevlilerinin suç sayılan eylemlerinden, keyfi, kişilerin yararını veya zararını hedefleyen ya da kin, garez ve hatıra dayalı eylem ve işlemlerinden kişisel olarak sorumlu tutulmaları hukuk devletinin ve adaletin gereğidir.
Ancak -yukarıda da belirtildiği gibi- Yargıtay ve Danıştay'ın bu yönde verdiği kararlara ve Anayasanın 125, 129 ve Devlet Memurları Kanunun 13'ncü maddesinin açık hükmüne rağmen müfettişlerin yürüttükleri teftiş, denetim ve inceleme neticesinde düzenledikleri raporlarda sadece kanaatini bildirmekten ibaret olan işlemleri sebebiyle doğrudan kendileri hakkında tazminat davası açılması uygulaması giderek yaygınlaşmaktadır.
Bu durumun, yargılama işlevinin bir türevi olan soruşturma hizmetlerini zaafa uğratacağı, müfettişlerin objektif kanaat oluşturmak yerine tazminat davası riskinden kaçınmak için kendini güvenceye alacak görüş ve kanaat belirtmekle yetineceği açıktır. Çok sayıdaki idari yargı kararıyla denetim elemanlarına sağlanan kısmi güvencenin denetim elemanlarına sağlanmış bir ayrıcalık değil, müfettiş kanaatinin objektifliğini, hukukiliğini ve tarafsızlığını sağlamaya yönelik bir araç olduğu bilinmektedir.
Gerek adli, gerekse idari yargı kararlarına göre, müfettişlerin yaptıkları inceleme ve soruşturmalar sırasında saptadıkları bilgi, belge ve bulgular doğrultusunda oluşturdukları görüşlerinden dolayı sorumlu tutulabilmeleri; ancak bilgi, belge ve bulguların saptırılması, karartılması halinde mümkündür. Müfettişlerin kanaatlerinden dolayı sorumlu tutulabilmeleri için kin, garez ve hatıra dayalı olarak veya baskı ve telkinle kanaat oluşturduklarının kesinleşmiş yargı kararıyla tespit edilmesi gerekir. Yine yargı kararlarına göre, müfettişlerin görüş ve düşüncelerini içeren raporlar, ancak yetkili makam oluruna bağlandığında hukuki sonuç doğurduğundan müfettişlerin kanaatlerinden dolayı sorumlu tutulmaları mümkün değildir.
Nitekim; Danıştay 2'nci Dairesi'nin 18.05.2001 tarihli 2001-588 Esas, 2001-1372 14.01.1986 tarihli 1985/2876 E. 1986/991 K. Sayılı ve 14.01.1988 tarihli E. 985/2878, K. 988/29 sayılı kararlarında “ Soruşturmacının soruşturma sonucundaki kanaat ve tekliflerinden sorumlu tutulamayacağı, teklifin uygun görülmesi yada yeniden incelenmesi yetkisinin doğrudan görevi veren makama ait olduğu” açıkça belirtilmektedir.
Danıştay 2'nci Dairesinin 18.05 2001 tarihli 2001-588 Esas, 2001-1372 sayılı kararı “ 4483 Sayılı Yasaya Göre Yapılan Soruşturmalarda Soruşturmacının Görüşünden Dolayı Suçlanamayacağı ”na dair olup karar metninde aynen:
“... Soruşturmacı olarak görevlendirilen ... ile ...'nın müfettişlik bilgi ve tekniğine uygun olmayan eksik inceleme yaptıkları ileri sürülmekte ise de; soruşturmacı olarak ortaya konulan görüşlerin mutlak anlamda karar veren makamı bağlayıcı özelliği bulunmadığı ve soruşturmacının görüşünden dolayı suçlanamayacağı anlaşıldığından” ibarelerine yer verilmektedir.
Kırıkkale 1'nci Asliye Ceza Mahkemesinin 25.03.1998 tarihli E.1998/381, K. 1999/62 sayılı kararında da:
“...Sanığın teftiş görevini yaparken incelediği olayın gerçekliği üzerinde herhangi bir saptırma veya karartma fiilinde bulunmadığı, bu hususları teftişi sonucunda düzenlediği raporunda belirttiği, gerek kendisinin teftişi sonucunda bildirdiği kanaati, gerekse yine teftiş raporunda görülen usulsüz durumların değerlendirilip, bu hususlarda dava açılmasına tevessül edilmesinin sanığın görüş sunduğu üst makama ait olduğu, kendisinin bu hususta icrai bir dava açma yetkisinin bulunmadığı” belirtilerek sanık müfettiş hakkında beraat kararı verilmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 02.02.1949 gün ve E:272 K:1605 sayılı kararı da; “ Yaptığı teftiş veya tahkik neticesinde hasıl olan kanaatini bildirmekten ibaret olan yazısının mağdurlar aleyhine müteveccih bir kasıt neticesi olduğunu sübuta vardıran kesin deliller gösterilmeden sanık'a ceza verilmesi, bozmayı gerektirmiş ve itirazlar bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan…. ” İçeriklidir.
Öte yandan Anayasanın 125 ve 129 ncu maddeleri ile Devlet Memurları Kanununun 13'ncü maddesi çerçevesinde idarenin eylem ve işlemleri nedeniyle husumetin idareye tevcih edilmesi gerektiği açıktır.
Anayasa'nın 125'nci maddesine göre:
“ İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür .”
Anayasanın 129/5. maddesinde;
“ Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” Denilmektedir.
657 sayılı Yasanın 13.maddesi ise;
“ Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar(...) Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.”
Hükmünü amirdir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.02.1995 gün ve E:1998/14272, K:1998/16876 sayılı kararında;
“ Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir."
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2002 gün ve E:2002/5311 K:2002/6401 sayılı kararında;
“ Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, görevlerini yaparken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabileceği gözetilmelidir.” Denilmektedir.
Ancak arz ve izahına çalışılan tüm hukuksal düzenlemelere ve yargı kararlarına rağmen müfettişler aleyhine açılan tazminat davaları hakimlerin yorumlarına dayalı olarak kabul edilebilmekte ve bu durum, denetim elemanlarının iş verimliliklerini olumsuz yönde etkilemektedir.
Bu nedenlerle; Hakimler ve Savcılar Kanunu İle Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına ve Yüksek Hakimlik Tazminatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Taslağının 31'nci maddesi ile 2802 sayılı Kanunun 100'ncü maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere;
“ Adalet müfettişleri, düzenledikleri araştırma, inceleme, soruşturma ve denetim raporları ile hal kağıdı ve görüş yazılarında belirttikleri kanaatleri veya kanunla verilen yetkiye dayanarak, ilk mertebe adalet memurları için aldıkları tedbirlerden dolayı sorumlu tutulamazlar. Adalet müfettişlerinin kanaatleri veya aldıkları tedbirler nedeniyle açılacak özel hukuk davalarında husumet, Bakanlığa tevcih edilir.
Adalet müfettişlerinin suç sayılan eylemleri ile kin, garez ve hatıra dayalı olarak veya baskı ve telkinle kanaat oluşturduğu kesinleşmiş yargı kararıyla tespit edilirse, Bakanlık Adalet müfettişine rucu edebilir.” Şeklinde iki fıkra eklenmiş; İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından da Dahiliye Memurları Kanununda aynı yönde bir düzenleme yapılması için öneride bulunulmuştur.
Ancak; tüm denetim elemanlarını kapsayacak şekilde köklü ve kesin çözümün, Devlet Memurları Kanununun 13'ncü maddesine birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkraların eklenmesiyle gerçekleşebileceği düşünülmektedir.
“Denetim elemanları, düzenledikleri araştırma, inceleme, soruşturma ve denetim raporları ile hal kağıdı ve görüş yazılarında belirttikleri kanaatleri veya kanunla verilen yetkiye dayanarak, aldıkları tedbirlerden dolayı sorumlu tutulamazlar.
Denetim elemanlarının kanaatleri veya aldıkları tedbirler nedeniyle açılacak özel hukuk davalarında husumet, denetim elemanın görevli olduğu kurum veya kuruluşa tevcih edilir. Denetim elemanlarının suç sayılan eylemleri ile kin, garez ve hatıra dayalı olarak veya baskı ve telkinle kanaat oluşturduğu kesinleşmiş yargı kararıyla tespit edilirse, denetim elemanına rucu edilir.”
Bu itibarla; gerekli değerlendirmelerin ve çalışmaların yapılmasını teminen bu yazımızın Bakanlığınızın Kanunlar Genel Müdürlüğü'ne havalesi hususunda takdirlerinizi saygılarımla arz ederim.
R.Bülent TARHAN
Yönetim Kurulu Başkanı