MAKALELER
Tasarıda
değişiklik şart (Radikal Gazetesi 13.02.2004)
Yolsuzluklara
karşı çok daha etkin görevler üstlenebilecek nitelikteki teftiş
kurullarını kaldırmak yanlış. Bu kurumlar daha fazla yıpratılmadan
Kamu Yönetimi Temel Kanunu gözden geçirilmeli
FERHAT
EMİL (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) İyi
Yönetişim Programı Direktörü)
Bugünlerde
ülke gündemini Kamu Yönetimi Temel Kanunu (KYTK) tartışmaları
işgal ediyor. Kanun taslağı modern bir kamu yönetiminde olması
gereken ilkeleri ne kadar içerdiği ile ilgili teknik yönlerinden
çok şimdiye kadar ülke bütünlüğü ya da teftiş kurullarının
geleceği ile ilgili tartışmaların çerçevesinde ele alındı.
Bu yazıda bu konuyu bir ölçüde ele almak ve denetim sistemimizin
yeniden yapılandırılması konusunu tartışmaya açmak istiyoruz.
Tasarının teftiş kurullarıyla ilgili önermeleri aslında şimdiye
kadar kamuoyunda doğru dürüst tartışılmadan kanunlaşan Kamu
Mali Yönetim ve Kanunu'ndaki (KMYK) hükümlerle birlikte ele
alınması gereken özellikler taşıyor. KMYK denetim sistemine
yeni bir boyut getirme iddiasında. Her bir kamu idaresinin
bünyesinde iç kontrol ya da yönetsel kontrol sistemlerinin
oluşturulması, bu sistemlerinin denetimini sağlamak üzere
iç denetim ve iç denetçilik sistemini getirmesi, Sayıştay'ın
da mevcut dış denetim fonksiyonunun genişletilmesi sistemin
özünü teşkil ediyor. Bu sistemde teftiş fonksiyonundan bahsedilmemesi
tartışmaların özünü oluşturuyor.
Tartışmanın kaynağı
Peki tartışma nereden kaynaklanıyor, teftiş kurulları niçin
böyle bir belirsizlik içine sokuldu? Bu soru önemli; çünkü
hem mevcut denetim sistemimizin özeleştirisi açısından hem
de daha iyi bir denetim sisteminin yeniden yapılandırılması
için bu sorunun yanıtının verilmesi ve bu konunun enine boyuna
tartışılması gerek. Her şeyden önce iki kanunda da iç denetim
mekanizması düzenlenirken iç denetim sistemince tespiti yapılacak
usulsüzlük ve yolsuzluk işlemlerinin kimin tarafından soruşturulacağı
sorusuna herhangi bir yanıt verilmiş değil.
Bu, yolsuzlukla mücadele iddiasında olan siyasetçiler açısından
çözümlenmesi gereken ciddi bir sorun. İkincisi bugünkü mevzuatımızda
Başbakanlık Teftiş, Maliye Teftiş, Hazine Kontrolörleri Kurulu
gibi kurullar başta olmak üzere teftiş kurulları kanunlarla
kendilerine verilmiş; kendi bağlı bulundukları bakanlık dışındaki
işlerle birtakım görevleri yerine getiriyorlar. Örnek vermek
gerekirse, Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun değişik bakanlık
ve kuruluşlardaki üst düzey yöneticiler hakkındaki iddiaları
soruşturma, denetim sistemini koordine etme gibi tüm kamu
idaresini, hatta dernekleri, vakıfları, sendikaları kapsayan
geniş yetkileri var. Aynı şeyi Maliye Teftiş Kurulu için de
söylemek mümkün.
Kompleks soruşturmalar
Geçmişte; kamuoyu gündeminde yer alan oldukça kompleks soruşturmalar
bu kurumlarca yürütüldü. Eğer teftiş kurulları kaldırılıyorsa
sadece bir bakanlığı ilgilendirmeyen fakat tüm kamu idaresini
ilgilendiren geniş kapsamlı bu türden yolsuzluk ve usulsüzlük
iddiaları kim tarafından soruşturulacak?
Ayrıca bu kuruluşlara kanunlarla verilmiş görevler nasıl yerine
getirilecek? Bunun bakanlık bünyesinde oluşturulacak iç denetçilerce
yapılması yeni sistemde mümkün değil.
İç kontrol ve iç denetim iyi tasarlandığı zaman belki yolsuzluğa
meyyal kişi ve işlemler üzerinde önleyici, caydırıcı bir etki
gösterebilir; ancak oluşmuş yolsuzlukların soruşturulmasında
etkili bir fonksiyon göremez. Bunların savcılıklarca doğrudan
soruşturulması ise adalet mekanizmasının mevcut kapasitesi
dikkate alındığında gerçekçi değil.
Sayıştay'ın yeri
Hükümet çevrelerinden zaman zaman bu sorulara soruşturmaları
dış denetim organı olarak Sayıştay'ın yapacağı şeklinde açıklamalar
getirildi. Sayıştay şimdiki konumu ile mali işlemleri ve tabloları
denetleyen, yargı fonksiyonu ağır basan bir dış denetim kuruluşu
ama ayrı bir meslek ve uzmanlık alanı olduğu kabul edilen
bir teftiş ve soruşturma kuruluşu değil. Kaldı ki; Sayıştay'a
yönetimin bir türevi olan teftiş ve soruşturma görevlerinin
verilmesi halinde bu durumun anayasanın 'kuvvetler ayrılığı
prensibi'yle de çelişmesi kuvvetle muhtemel.
Dolayısıyla, buraya kadar yaptığımız açıklamalardan da anlaşılacağı
üzere, henüz bu kavramların ve sorunların tasarıyı hazırlayanlar
da dahil olmak üzere çok kişi tarafından bilinmediğini ve
pek çok kişinin kafasında netleşmediğini görmek ilginç. Kuşkusuz
teftiş kurullarının geleceği üzerinde belirsizliğe yol açan
gelişmeleri doğuran nedenler üzerinde sorunun denetim tarafında
yer alanların da özeleştiri yapmasında yarar var.
Kurullara getirilen eleştirilerden ilki; bu kadar çok teftiş
kurulu varken yolsuzlukların önlenemediği şeklinde. Ancak,
yolsuzluğun önlenmesi sadece teftiş kurullarının üstesinden
gelebileceği bir sorun değil; tüm sistemin sorunu. Teftiş
kurullarının da daha çok düzenlilik denetimine yoğunlaşarak,
faaliyet denetimini ihmal etmeleri nedeniyle yolsuzluk üreten
sistemin tasfiyesi konusunda yeterli katkıyı yapamadıkları
söylenebilir.
Kurumların rekabeti
Bir diğer eleştiri, kurullar arası rekabet, güç ve yetki çekişmelerinin
teftiş kurullarının işlevlerini olumsuz olarak etkilediği
yönünde.
Bu, teftiş kurullarının zaman zaman birbirlerine ve idarenin
geri kalan kısmına karşı üstünlük mücadelesine dönüşen girişimlerinde
gözlemlenen bir durum.
Buna karşılık, en önemli sorun, teftiş sistemine yapılan politik
müdahaleler ve hazırlanan inceleme ve soruşturma raporlarının
gereğince değerlendirilmemesi ve bu bağlamda denetim kurumlarının
fonksiyonel bağımsızlığının olmaması; denetim elemanlarının
yeterli mesleki güvencelerden yoksun olmaları.
Bürokraside saygın bir konumda olan teftiş kurullarının meslek
örgütleri vasıtasıyla dile getirdikleri eleştiri ve önerilerin
her türlü önyargıdan uzak bir biçimde ve ciddi olarak ele
alınıp tartışılması bu açıdan çok önemli.
TESEV bu sürece katkıda bulunmak amacı ile hazırlanan dokümanlara
kendi web sitesinde yer verdi. Burada bir noktanın daha altını
çizmenin gerekli olduğunu düşünüyoruz:
Şimdiye kadar hükümet teftiş kurullarının taleplerine yeterli
duyarlılıkta yaklaşmadı. Teftiş kurulları da 'nefsi müdafaa'
psikolojisi altında daha çok mevcut konumlarını güçlendirecek,
muhafaza edecek bir pozisyon sergilediler.
Bundan sonra her bir teftiş kurulunun kendi durumunu iyileştirme
ve bu bağlamda getirilmek istenen sistemden kendisi için ayrıcalık
talep etmesi aslında çok şikâyetçi olunan siyasi bağımlılığı
artırma riskini de taşıyor.
Yeni bir tartışma gerek
O halde, kimse mevcut sistemden memnun değilse kamu denetim
sistemini yeniden yapılandırmak için yeni bir tartışma başlatılmalı.
Zaten Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi,
yolsuzluğun ulusal ve uluslararası boyutlarının üzerine gidilmesi
için yapılması gereken devasa boyuttaki kurumsal ve yasal
düzenlemeler dikkate alındığında böyle bir yaklaşım kaçınılmaz
gibi gözüküyor.
Bu sorunun üstesinden gelmek için belki iki temel çıkış noktasından
hareket etmek anlamlı olabilir. Bunlardan birincisi Teftiş
Kurulları ile yeni oluşturulan iç denetçilerin yapacakları
iş ve işlemlere ilişkin bir fonksiyonel analizin yapılması,
böylece teftiş kurullarının bundan sonra üstlenecekleri rollerin
daha iyi tanımlanması olabilir.
İkinci başlangıç noktası teftiş sistemine sadece fonksiyonel
değil aynı zamanda organik bir bağımsızlık (ya da özerklik)
kazandıracak bir örgütsel yapının tartışılmasıdır. Bu adı
nasıl konulursa konulsun 'Yolsuzlukla Mücadele Örgütü' olarak
görev yapacak kendi idari ve mali özerkliğine sahip, elemanları
iyi yetişmiş, dünyadaki gelişmeleri takip eden, çağdaş teknoloji
ile donatılmış, gerektiğinde polis ve istihbarat desteği ile
de yolsuzlukla mücadele eden bir kuruluş olmalıdır.
Örnek ve seçenekler
Uluslararası örnekleri (Hong Kong Bağımsız Yolsuzlukla Mücadele
Komisyonu ICAC, Avrupa Birliği'nin Teftiş Kurulu konumundaki
OLAF veya benzerleri gibi ) TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu
raporunun oldukça iyi hazırlanmış olan giriş niteliğindeki
bölümlerinde de ele alınan böyle bir yapılanma için alternatif
birkaç model önerilebilir.
Bu kuruluş aynı BDDK gibi Başbakanlıkla ilişkilendirilmiş,
üyeleri aynı prosedürle atanan bir kurum olabilir. Ya da üst
yöneticileri Sayıştay benzeri bir prosedürle Meclis'ce seçilen
ve cumhurbaşkanınca atanan gerekli hukuki güvencelerle donatılmış
bir üst denetim kurumu olabilir. Böyle bir yapılanmanın mevcut
Sayıştay örgütlenmesi için de yer alması bir başka alternatif
olarak akla gelebilir.
Bu sonuncu alternatifin yaratabileceği sorunlara yukarıda
değindik. Yapılanma şekli ne olursa olsun bu kurumun çekirdeğini
Başbakanlık Teftiş Kurulu ile Maliye Teftiş Kurulu ve Hazine
Kontrolörleri Kurulu oluşturabilir ve bu anlamda bu kurulların
hatta MASAK 'ın birleştirilmesi meselesi tartışılabilir. Her
bir bakanlıkta oluşturulacak ve bir biçimde bu kurumun o bakanlıktaki
uzantısı sayılabilecek teftiş ve denetim kurulları da bu kurumun
saptayacağı atama ve görevden alma esasları
ile atanır ve kariyer yapabilirler.
Böylece çokça şikâyet edilen siyasi etki ve yolsuzlukla mücadelenin
engellenmesi gibi sorunların üstesinden gelinmesi aynı zamanda
da bu mücadelenin uluslararası boyutuna katkı yapılması açısından
da daha etkin bir örgütlenme sağlanmış olabilir.
TESEV bu veya geliştirilebilecek bir başka denetim modelinin
siyasi tercihler ve kurumsal taassuplar aşılarak tartışılmasını
önermekte ve desteklemektedir.
Katkı için çağrı
Bu amaçla denetim@tesev.org.tr adresine gönderilecek yapıcı
eleştiri ve önerileri web sitesinde (www.tesev.org.tr/denetim)
yayınlamayı ve tartışmalar belli bir olgunluk düzeyine eriştiğinde
de bunu sempozyumlar yolu ile kamuoyu ve hükümetin gündemine
taşımayı amaçlamaktadır.
Bu bağlamda hükümetin de bu önemli konuda teftiş kurullarının
kaldırılması gibi bir amacı gütmek yerine yolsuzlukla mücadelede
şimdiye kadar olduğundan çok daha etkin görevler üstlenebilecek
bu kurumların daha fazla yıpratılmadan yeni bir model içinde
yeniden örgütlenmesi ile ilgili düzenlemeleri hayata geçirmesi
gerektiğine inanılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin altyapısı
oluşturulmadan hükümet Kamu Yönetimi Temel Kanunu'nu Meclis'ten
geçirmemelidir. Bu aynı zamanda siyasetçinin yolsuzlukla mücadeledeki
samimiyetinin de bir göstergesi olacaktır.
|