MAKALELER-15


Yargı imtiyazı cenneti (mi?)

3628 sayılı kanunun 17'nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının kaldırılması ve Anayasa'nın yasama dokunulmazlığını düzenleyen 83'üncü maddesinin değiştirilmesi halinde yolsuzluk suçları yönünden tüm yargılama imtiyazları ve itirazlar ortadan kalkacak.
Tüm dünyada uygulanan 'yasama dokunulmazlığı'nın ülkemizde de olması doğal. Tartışılması gereken, dokunulmazlığın 'yargılama ve infaz engelleri' yönünden uygulama alanı ve kapsamı

R. BÜLENT TARHAN (Arşivi)

Gerek yasama dokunulmazlığı, gerekse yasama sorumsuzluğu, yasama bağışıklığının alt kategorileridir. Oysa son zamanlarda yasama dokunulmazlığının kaldırılması veya sınırlandırılması için neredeyse bir önkoşul gibi öne sürülen memurlar ve diğer kamu görevlileri için getirilen kimi soruşturma ve yargılama ayrıcalıkları ise 'bağışıklık' değil; ceza muhakemeleri usulünün genel hükümlerinden bazı yönleriyle ayrılan soruşturma ve yargılama yöntemleridir.
Öncelikle belirtmeliyim ki bu satırların yazarı, yargılama birliği önündeki tüm engellerin kaldırılmasından ve savcıların soruşturma tekelinin mutlak olarak sağlanmasından yanadır. En son Botswana'da dahi kaldırılan izin ya da tahkik sistemini, hukukçu kimliğiyle savunmak mümkün değil. Bunun için nihai çözümün Anayasa değişikliği olduğu da açık. Ancak yazımızın üstbaşlığındaki tespitin ne kadar gerçekçi olduğunun veya başlığın soru halinin yanıtının ne olduğunun iyi tartışılmadığını; kamuoyunun baskın bir görüş doğrultusunda yönlendirildiğini düşünüyorum.
Aşağıdaki karşılaştırmalı hukuk örnekleri ile yürürlükteki yasalarımız; Türkiye'nin hangi kesim için yargı imtiyazları cenneti olduğunu; hangi kesimler yönünden (mi) soru ekine ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.
Dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde var olan, bu nedenle evrensel bir nitelik taşıyan 'yasama dokunulmazlığı'nın ülkemizde de uygulanması ve varlığını sürdürmesi konusunda kimsenin bir itirazı olmasa gerek. Tartışılması gereken, dokunulmazlığın 'yargılama engeli' ve 'infaz engeli' yönlerinden uygulama alanı ve kapsamıdır.
Dünyadan örnekler
Fransa'da 1995 anayasa değişikliğinden sonra, parlamento üyeleri hakkında soruşturma açılabilmekte, evlerini arayabilmekte, parlamento üyesi yargılanabilmekte; ancak, 'tutuklama' ve 'hürriyetten mahrum edici veya hürriyeti sınırlayıcı bütün diğer tedbirler' parlamentonun izniyle uygulanabilmektedir.
İngiltere'de 1770 tarihli Parliamentary Privilege Act'a göre dokunulmazlık sadece medeni hukuk (civil law) alanında parlamento üyesine tutuklanmama ve hapsedilmeme güvencesi sağlamaktadır. Ancak İngiltere'de kişilerin borçlarından dolayı hapsedilmesi 1869 tarihli Debtors Act ile kaldırıldığından 'tutuklanmama ayrıcalığı'nın hukuk davaları bakımından da bir anlamı kalmamıştır. ABD ve Kanada uygulamaları da benzer şekildedir.
1946 Japon Anayasası'nın 50'nci ve Diet Kanunu'nun 33. maddesine göre yasama dokunulmazlığı, parlamento üyesini sadece tutuklanmaya ve gözaltına almaya (preventive custody) karşı korur. 1947 İtalyan Anayasası'nın yasama dokunulmazlığını düzenleyen 68. maddesi de benzer bir hükmü içerir.
Buna karşılık 1978 İspanyol Anayasası'nın 71. maddesi, 12 Şubat 1958 tarihli Knesset Hakkında İsrail Temel Kanunu ve 1999 İsviçre Anayasası'na göre İspanya, İsrail ve İsviçre'de yasama dokunulmazlığı, soruşturma ve yargılama engelini de kapsamaktadır.
ABD, Kanada, Avustralya, Avusturya, İngiltere, İrlanda, Belçika,
İsviçre, İzlanda, Japonya ve Lüksemburg'da yasama dokunulmazlığı parlamentonun toplantı dönemiyle sınırlıdır. Yani, parlamentonun toplantı dönemleri arasında parlamento üyeleri yasama dokunulmazlığından ve tutuklanmama ayrıcalığından yararlanamazlar.
Yunanistan'da, savcı tarafından parlamento başkanından istenmesinden itibaren üç ay içinde karar verilmemiş ise iznin verildiği varsayılır. (1975 Yunan Anayasası, madde 62)
Bazı ülkelerde ise yasama dokunulmazlığının olabilmesi için suçun ceza üst sınırı belirleyici olmaktadır. 1999 Finlandiya Anayasası'na göre altı aydan fazla; 1975 İsveç Anayasası'na göre iki yıldan fazla hapis gerektiren suçların işlenmesi halinde parlamento üyesi yasama dokunulmazlığından yararlanamaz.
Görüldüğü gibi 'yasama dokunulmazlığı'nın evrensel ölçekte çeşitli uygulama biçimleri olmakla birlikte genel kabul gören düşünce 'yasama dokunulmazlığı'nın 'yasama sorumsuzluğu' gibi mutlak ve sınırsız olmadığıdır. Yine genel uygulamanın 'yargılama muafiyeti' ya da 'masuniyeti'ni yasama dokunulmazlığı kapsamında görmediği söylenebilir.
Türkiye'deki memurların ve diğer kamu görevlilerinin soruşturma ve yargılama imtiyazlarını düzenleyen hukuki çerçeve de şöyle:
Memur hakkındaki süreç
Bu ayrıcalıklar, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'da, Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda, yargıç statüsünde sayılan kamu görevlileriyle ilgili yasa metinlerinde, Yüksek Öğretim Kurumu Kanunu'nda, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun kuruluşuna dair 72 sayılı kanun hükmünde kararname'de ve (uygulamada bağımsız idari otoriteler -BİO- olarak adlandırılan) idari ve mali özerkliğe sahip kurum ve kuruluşların teşkilat yasalarında yer almaktadır.
Kamuda en geniş uygulama alanı olan 4483 sayılı yasaya göre savcının istemi halinde kamu görevlisi hakkında azami 45 gün süreli 'ön inceleme' başlatılması zorunlu olup yetkili amirin 'soruşturma izni' vermemesi halinde şikâyetçinin ve cumhuriyet savcısının Bölge İdare Mahkemesi veya Danıştay 2. Dairesi nezdinde itiraz hakkı bulunmaktadır. Yani 'yasama dokunulmazlığı'nın aksine memur hakkında her halde adli veya idari yargılama süreçlerini başlatma olanağı vardır. Bundan daha önemlisi; 4483 sayılı yasanın, sadece görevi ihmal veya görevi suiistimal gibi niteliksiz memur suçlarını kapsadığı (müsteşarlar, valiler ve kaymakamlar istisna olmak üzere) rüşvet, zimmet, ihaleye fesat karıştırmak gibi suçlar ile TCK'nın 313. maddesine temas eden örgütlü suçlar yönünden zaten cumhuriyet savcılıklarınca bütün memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında herhangi bir izne gerek olmaksızın genel hükümlere göre hazırlık soruşturması ve yargılamanın başlatılabildiği gerçeğidir. Bu konuda 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması ve Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu'nun 17'nci maddesi son derece açıktır. Yani, Türkiye'nin de imzaladığı BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi'ne göre 'yolsuzluk' suçu kabul edilen; 'rüşvet', 'zimmet', 'ihaleye fesat karıştırma' gibi suçlar ile 'mafya' tipi örgütlü suçlara iştirak yönünden ülkemizdeki memurlar ve kamu görevlilerinin (müsteşarlar, valiler, kaymakamlar dışında) diğer vatandaşlardan ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun genel hükümlerinden ayrılan hiçbir imtiyazı söz konusu değil. Görevi ihmal veya görevi suistimal nevinden suçlar için ise kamudaki ayrıcalıklı ceza usulü uygulaması (yukarıda izah edildiği üzere) iddia edildiği gibi, adli ve idari yargı süreçlerinden 'bağışık' değil.
Soruna bu çerçeveden bakıldığında; Anayasa'nın konuyla ilgili 129'uncu maddesinin beşinci fıkrasında herhangi bir değişiklik yapılmasa da; 3628 sayılı yasanın vali, müsteşar ve kaymakamlara ayrıcalık tanıyan 17'nci maddesinin ikinci fıkrası ile 'Görevleri veya sıfatları sebebi ile özel soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi olan sanıklarla ilgili kanun hükümleri saklıdır' içerikli üçüncü fıkrasının yürürlükten kaldırılması halinde 'yolsuzluk' suçları yönünden hiçbir kamu görevlisinin soruşturma ve yargılama imtiyazı kalmayacaktır.
'AB ülkelerine uydurulacak'
Benim de uzman sıfatıyla yazımında görev aldığım TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Raporu'nun 'Bir Olgu Olarak Yolsuzluk: Nedenler, Etkiler, Çözüm Önerileri' başlıklı birinci kısmının 'Öneriler' bölümün-
de şöyle denilmektedir:
"Anayasa'nın 'yasama dokunulmazlığı' başlıklı 83. maddesi, AB üye ülkeleri ortak normlarına, uluslararası sözleşmelerin bu konuda getirdiği kısıtlamalara, TBMM Yasama Dokunulmazlığı Konusunda Meclis Araştırma Komisyonu'nun tespit ve bulgularına göre, özellikle, yolsuzluk ve rüşvet suçlarını kapsayacak şekilde sınırlandırılmalıdır."
Yine, Türkiye delegasyonun üyesi olarak iki yıl süreyle Viyana'daki hazırlık çalışmalarına katıldığım BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi de, yolsuzluk suçları yönünden hiçbir kesime dokunulmazlık veya imtiyaz tanınmamasını öngörüyor. Dolayısıyla, 3628 sayılı kanunun 17'nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının yürürlükten kaldırılması ve Anayasa'nın yasama dokunulmazlığını düzenleyen 83'üncü maddesinin TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nun önerisi doğrultusunda değiştirilmesi halinde yolsuzluk suçları yönünden tüm yargılama imtiyazları ve
itirazlar ortadan kaldırılacaktır.

R. Bülent Tarhan: Hukukçu