MAKALELER-17
Kamusal
Gizlilik Üzerine:
Çözüm 'iyi yönetişim'de (Radikal, 30.12.2004)
Yolsuzluk algılama endeksinin alt sıralarında yer alan ülkelerde,
iyi yönetişim koşulları da yok. İyi yönetişimin temeli niteliğindeki
saydamlığa ulaşmak için, bilgiye erişim hakkı geliştirilmeli
R.
BÜLENT TARHAN
Merkezi veya belirli bir otoriteye dayalı politika ve uygulama
süreçlerini içeren yönetim kavramından farklı olarak, yönetişim,
yurttaşların ve idarenin çıkarlarının birleştiği, hak ve sorumlulukların
yaşama geçirildiği mekanizmaları, kurumları ve süreçleri kapsamakta;
bir başka deyişle, tüm tarafların öznel beklentilerinin tatmin
edildiği bir başarım setini ifade etmektedir.
Dünya Bankası tarafından geliştirilen ve altı göstergeden
(ifade özgürlüğü ve hesap verme, siyasi istikrar ve düzen,
hükümetin etkililiği, düzenleyici kapasitesinin niteliği,
hukuk devleti ve yolsuzluğun kontrolü) oluşan 'iyi yönetişim'
verileriyle, Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından yayımlanan
'yolsuzluk algılama endeksleri' arasındaki ilişki, yolsuzluk
algılama endeksinde alt sıralarda yer alan ülkelerde, iyi
yönetişim koşullarının bulunmadığını; buna karşılık, iyi yönetişim
koşullarını geliştirerek ve bunların hayata geçirilmesini
sağlayarak yolsuzlukları en aza indirmenin olanaklı olduğunu
göstermektedir.
Temel ilkeler
Hesap verebilirlik, katılımcılık, stratejik vizyon, cevap
verebilirlik, hukukun üstünlüğü, etkinlik ve eşitliğin yanı
sıra, iyi yönetişimin unsurlarından biri, belki de en önemlisi
saydamlıktır. Yönetimde saydamlığın en dikkate değer uygulaması
İsveç'te görülmektedir. İsveç'te memurlar, kendilerini akvaryumdaki
balıklara benzetirler. Bu nedenle, Uluslararası Saydamlık
Örgütü'nün yolsuzluk algılama endeksleri sıralamasında İsveç'in
sürekli üst sıralarda yer alması rastlantı değildir.
Saydamlığı ve yönetimde açıklığı sağlamanın temel koşullarından
biri, bilgiye erişim hakkının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.
Eylül 2000 tarihli Birleşmiş Milletler 1000 Yıl Bildirgesi'nde
ve Ekim 2000 tarihli Avrupa Temel Haklar Şartı'nda, belgelere
ulaşma özgürlüğü ve devletin bilgi alma hakkını güvence altına
alma ödevine özel vurgu yapılmaktadır. Yine Birleşmiş Milletler
Evrensel Bildirisi'nin 19. maddesi iletişim özgürlüğünü düzenlemektedir.
Bilgi edinme hakkı alanı sınırlarının genişletilmesi; 'gizlilik
kültürü'nü istisna, açıklığı asıl kabul eden bir anlayışın
egemen kılınmasıyla mümkün olabilir. Bu nedenle 'Devlet sırları'
da dahil olmak üzere tüm kamusal gizlilik alanının açık biçimde
düzenlenmesi gerekmektedir.
İki tasarı
Devlet Sırları Kanunu tasarısı adı altında biri Adalet Bakanlığı'nca,
diğeri bir demokratik kitle örgütü olan TESEV (Türkiye Ekonomik
ve Sosyal Etütler Vakfı) tarafından hazırlanmış iki taslak
metin mevcuttur. Söz konusu çalışmalar, hiç kuşkusuz ki çok
önemli olmakla birlikte; kanımızca, her iki taslak metnin
eleştiriye en açık yönü -adlarından da anlaşılacağı üzere-
'devlet sırrı' kavramına odaklanmaları, bu nedenle de kamusal
gizlilik alanının diğer aktörlerini ihmal etmeleridir.
'Devlet sırrı', yeni Türk Ceza Kanunu'nda, diğer kamusal gizlilik
aktörlerine göre çok daha açık biçimde düzenlenmiştir.
Gerçekten 5237 sayılı yasa, 326-339'ncu maddeler arasında
'devlet sırlarına karşı işlenen suçlar'ı düzenlemektedir.
Anılan bölümde yer alan düzenlemelerden ve madde gerekçelerinden
anlaşılacağı üzere, 'devlet sırrı', 'devletin güvenliğine
ve iç ve dış siyasetine ilişkin bilgiler'le sınırlıdır. Örneğin;
devletin ekonomik, ticari, yönetsel ve kültürel yararlarıyla
ilgili bilgiler 'devlet sırrı'nın konusu olamazlar. Nitekim
326'ncı maddenin gerekçesinde şöyle denilmektedir:
"Devletin güvenliği kavramı, devletin varlığının korunması,
tehlikeyle karşı karşıya bırakılmaması demektir. Devletin
varlığını tehlikeye düşürecek nitelikteki fiiller devletin
güvenliğini ihlal eder. 'Devletin iç ve dış yararları' ibaresine
gelince; bir büyük örgütlenme olarak devletin elbette ki,
yararları ile güvenliği arasında da sıkı bir ilişki vardır.
Yararlarını koruyamayan devletin güvenliği de tehlikeye düşebilir.
Madde, devlet yararları arasında 'siyasal olanları' göz önüne
almış bulunmakta; bu nedenle, ekonomik, kültürel ve benzeri
nitelikteki yararlara ilişkin belgeler bu suçun konusunu oluşturmamaktadır.
(...) Madde belgenin içerdiği sırrı değil, bizatihi devletin
güvenliği veya siyasal yararları ile ilgili olan bilgi ve
belgeleri korumaktadır."
Oysa, bilgi edinme hakkı kapsamındaki potansiyel başvurular,
ağırlıklı olarak 'devlet sırrı' tanımının kapsamı dışındaki
bilgi alanlarına yönelik olacaktır. Kaldı ki; 'devlet sırrı'
kapsamındaki bilgilerin teminini ve açıklanmasını yasaklayan
334, 335, 336 ve 337'nci maddeler, açıklanması yasaklanan
ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgilere yönelik
suçların işlenmesini, bu bilgilerin kanun ve düzenleyici işlemlerle
belirlenmesi koşuluna bağlamaktadır.
Dolayısıyla 'devlet sırrı' yönünden sübjektif takdirin kullanılması
ya da takdir yetkisinin takdiri tasarruf biçiminde keyfi kullanımı
en aza indirgenmiştir. Buna karşılık, 'Kamu İdaresinin Güvenilirliğine
ve İşleyişine Karşı Suçlar' bölümünde yer alan, 'Göreve İlişkin
Sırrın Açıklanması' başlıklı 258'inci madde hükmü, devletin
ekonomik, kültürel ve benzeri çıkarlarına yönelik bilgiler
de dahil olmak üzere, kamu görevlisinin, görevi nedeniyle
öğrendiği veya edindiği her türlü bilgi ve belgenin gizliliğinin
ihlali fiilini düzenlemektedir. Söz konusu düzenleme, 765
sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 229'uncu maddesinde yer alan düzenlemenin
aynısı olup, sadece dili sadeleştirilmiştir. Öncelikle, ceza
hukukunun 'açıklık' ilkesiyle çeliştiğini düşündüğümüz bu
hükümde yer alan 'gizli' kavramı, bir başka yasama işlemiyle
somutlaştırılmadıkça keyfi takdirlere açık olacaktır.
Objektiflik olmalı
258'inci maddede yazılı suçun oluşumu yönünden -TCK'nın 336'ncı
maddesinin aksine- gizli kalması gereken bilgi ve belgelerin
'kanun veya düzenleyici işlemlerle belirlenmesi' koşulu öngörülmemiştir.
Bu durumda, amirin sübjektif takdirine bağlı olarak sözlü
emirlerle ya da geçmişteki alışkanlıklara bağlı olarak belgelere
gizlilik derecesi konulabilecektir.
Bunun en önemli sakıncası, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun işlemez
hale getirilmesi olasılığıdır. Çünkü, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun
9'uncu maddesinde yer alan: "İstenen bilgi veya belgelerde,
gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler ile
açıklanabilir nitelikte olanlar birlikte bulunuyor ve bunlar
birbirlerinden ayrılabiliyorsa, söz konusu bilgi veya belge,
gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler çıkarıldıktan
sonra başvuranın bilgisine sunulur" hükmünün kamu görevlisi
tarafından, suç işleme kaygısıyla, katı yorumlanması halinde
üzerinde 'gizli' kaşesi bulunan herhangi bir belgenin başvuranlara
verilmemesi, hem de sıkça söz konusu olabilecektir.
TBMM ihtisas ve araştırma komisyonlarının bilgi ve belge talepleriyle
ilgili hususların düzenlenmemiş olması da, tasarıların bir
başka eksikliği olarak değerlendirilmektedir.
Bankacılık sırrı
Öte yandan, bankacılık sırrı da, kamusal alanla yakından ilgili
ve uluslararası belgelerde de çok önemsenen bir gizlilik aktörüdür.
Nitekim, Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi'nin
'Bankacılık Sırrı' başlıklı 40'ıncı maddesinde taraf devletlerin
'banka hesaplarının gizliliğine ilişkin yasalardan kaynaklanan
engellerin aşılabilmesi amacıyla iç hukuk sistemlerinde gerekli
mekanizmaları kurmaları' hükme bağlanmaktadır.
Sözleşmenin 'Dondurma, El Koyma ve Müsadere' başlıklı 31'inci
maddesinin 7'nci bendi ile 'Karşılıklı Adli Yardım' başlıklı
46'ncı maddesinin 8'inci bendi uyarınca da; taraf devletler,
bankacılık sırrı gerekçesiyle adli yardımda bulunma taleplerini
reddedemeyeceklerdir.
Sonuç olarak; tasarıların isimlerinin 'Kamusal Gizlilik Kanunu'
veya 'Kamuya Ait Bilgilerin Gizlenmesi Usullerine Dair Kanun'
şeklinde değiştirilmesi, tasarıda, 'devletin güvenliği' ve
'iç ve dış siyasi yararları' kavramlarının, gerekirse Türk
Ceza Kanunu'nun ilgili maddelerinin gerekçeleri de dikkate
alınarak tanımlanması, Türk Ceza Kanunu'nun 258'inci maddesinde
yer alan 'gizli' kavramının, 258'inci maddeye de atıfta bulunulmak
suretiyle, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 'Bilgi Edinme Hakkının
Sınırları' başlıklı dördüncü bölümünde yer alan konularla
sınırlandırılması uygun olacaktır.
Yürütülen çalışmalar sırasında, bankacılık sırrı ve ticari
sır gibi diğer gizlilik konularında, BM Yolsuzlukla Mücadele
Sözleşmesi başta olmak üzere konuyla ilgili uluslararası belgelerin
dikkate alınacağı da kuşkusuzdur.
|