MAKALELER-19
Türkiye
yolsuzluklar cenneti olmaktan kurtuluyor mu?
R.
Bülent TARHAN
28.12.2004 ÇARŞAMBA (Zaman)
İyi
yönetişim de, demokrasinin bir bileşenidir ve yönetsel anomali
olarak niteleyebileceğimiz demokrasiden sapmaların artmasıyla
doğru orantılı olarak yolsuzluklar da geometrik olarak artmaktadır.
Çözüm, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işletilmesi;
yani ‘normalleşme’dir. Son zamanlarda gündemin ilk sıralarında
yer alan sivil-asker üst düzey bürokratların yargılanmaları,
kimi örgütsel ilişkilerin açığa çıkartılması, eski bir devlet
bakanının banka yolsuzluğu nedeniyle mahkum olması, yüksek
yargıçların çekilmeye davet edilmeleri yolsuzlukla mücadele
alanındaki demokratik kural ve kurumların işletilmesinin;
yani ‘normalleşme’nin doğal sonucudur.
Yolsuzluklarla
mücadelenin tarihi, neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir.
2300 yıl önce Brahman devlet başkanının yolsuzluğun kırk yolunu
saydığı, eski Çin’de rüşveti önlemek üzere memurlara maaşlarına
ek olarak yang-lien adlı bir ödemenin yapıldığı bilinmektedir.
Yukarıda
verilen örneklerden de görüldüğü gibi; yolsuzluklar, tarihin
her döneminde ve dünya coğrafyasının her alanında söz konusudur.
Önemli olan yolsuzlukların ciddi toplumsal deformasyonlara
yol açan boyutlarının daraltılmasıdır. Yolsuzlukla mücadelenin
tarihsel evrimi içinde “anti patronaj”, ilerleyici yöntem”,
“bilimsel yöntem” ve “panoptik yöntem” adları altında mücadele
yöntemleri; yasal yaptırımların ağırlaştırılması, kamu iletişim
araçlarıyla kamuoyunun duyarlı hale getirilmesi, bürokratik
işlem ve süreçlerin basitleştirilmesi ve hızlandırılması gibi
birçok önlem gündeme getirilmiştir. Ancak doğru mücadele yöntemlerinin
ve alınacak önlemlerin temel referansı; demokrasi, siyasi
kararlılık ve kamuda toplam kalite yönetimi odaklı iyi yönetişimdir.
Dünya Bankası tarafından geliştirilen “iyi yönetişim” verileriyle
Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından her yıl yayımlanan
Yolsuzluk Algılama Endeksleri arasındaki ilişki; yolsuzluk
algılama endeksinde alt sıralarda yer alan ülkelerde, iyi
yönetişim koşullarının bulunmadığını; buna karşılık, iyi yönetişim
koşullarını geliştirerek ve bunların hayata geçirilmesini
sağlayarak yolsuzlukları en aza indirmenin mümkün olduğunu
göstermektedir. İyi yönetişimin koşullarından en önemlisi
saydamlıktır. Yönetimde saydamlığın en dikkate değer uygulaması
İsveç’te görülmektedir. İsveç’te memurlar kendilerini akvaryumdaki
balıklara benzetirler. Bu nedenle İsveç’in Uluslararası Saydamlık
Örgütü’nün yolsuzluk algılama endekslerinde sürekli üst sıralarda
yer alması rastlantı değildir. Merkezi New York’ta bulunan
İyi Yönetim ve Demokrasi Merkezi’nin bulgularına göre demokratikleşme
ile yolsuzluklar arasında doğrudan bağ vardır. Nitekim yolsuzluk
algılama endekslerinin üst sıralarında yer alan ülkeler, karnelerinde
demokrasi notu “pekiyi” olan ülkelerdir.
Aslında
iyi yönetişim de, demokrasinin bir bileşenidir ve yönetsel
anomali olarak niteleyebileceğimiz demokrasiden sapmaların
artmasıyla doğru orantılı olarak yolsuzluklar da geometrik
olarak artmaktadır. Çözüm, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla
işletilmesi; yani ‘normalleşme’dir.
Normalleşmenin
yolsuzlukla mücadeleye katkısı
Yolsuzlukla
mücadele, evrensel ölçekte de -Lima Bildirisi’nden Durban
kararlarına, Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine
Verilen Rüşvetin Önlenmesine Dair OECD Sözleşmesi’nden, yolsuzluğa
karşı özel hukuk ve ceza hukuku alanındaki Strausburg konvansiyonlarına,
BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’ne kadar- dünya gündeminin
ön sıralarındadır.
Ancak;
gerek evrensel ölçekte, gerekse ulusal ölçekte yolsuzlukla
mücadeleyi başarıya ulaştırmanın temel koşulu, toplumun iç
dinamiklerinin harekete geçireceği siyasal iradedir. Örneğin
yolsuzluğun yoğun olduğu ülkelerden Hindistan’da hükümetin
siyasi kararlılığının bir ifadesi olarak 1962 yılında kurulan
“Yolsuzluğu Önleme Komitesi” (başkanının soyadı ile anılan
Santhanam Komitesi) ihalelerde, çeşitli belge ve izinlerin
verilmesinde, vergi alanlarında, güvenlik, eğitim ve sağlık
hizmetlerinin yürütülmesinde, gümrüklerde ve yargı kuruluşlarında
birçok yolsuzluğu açığa çıkarmıştır.
Aynı
şekilde, Filipinler’de kurulan parlamento komisyonunun görevlendirdiği
Yargıç Plana ve ekibi, çok sayıda yolsuzluk olayının ortaya
çıkartılmasında önemli başarılar sağlamışlardır. Hong Kong’da
ICAC’ın (Bağımsız Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu) kurulmasından
sonra yolsuzluğa bulaşan çok sayıdaki üst düzey yönetici ve
güvenlik görevlisinin yargı önüne çıkartılması ve cezalandırılması
sağlanmıştır. Üç yıl içinde, ikisi üst düzey olmak üzere 321
emniyet görevlisi emekliliğini istemiş veya istifa etmiş;
eski Hong Kong polis teşkilatı müdürü Peter Godber büyük uğraşlar
sonucunda İngiltere’den ülkeye getirilmiş ve 4 yıl hapis cezasına
çarptırılmıştır.
Türkiye’de
de 57. Hükümet döneminde kabul edilen “Saydamlığın Artırılması
ve Kamuda Etkin Yönetimin Geliştirilmesi Eylem Planı” ile
başlayan süreç, 58. Hükümet döneminde çıkartılan Acil Eylem
Planı ile sürdürülmüştür. 59. Hükümet döneminde kurulan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukların Sebeplerinin, Sosyal ve
Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin
Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu
(10/9) yaklaşık altı aylık bir çalışma sonucunda çeşitli alanlarda
saptanan yolsuzlukları belgeleriyle açıklayan toplam 1112
sayfadan oluşan bir rapor yazmış ve bu rapor TBMM Genel Kurulu’nda
okunmuştur. Bu rapordaki öneriler doğrultusunda birçok eski
bakan ve bir başbakan hakkında Meclis Soruşturma komisyonları
kurulmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, OECD’nin Uluslararası
Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin
Önlenmesi Sözleşmesi’ni 1 Şubat 2003 tarihinde onaylamış ve
sözleşme 6 Şubat 2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından
27 Ocak ve 4 Kasım 1999 tarihlerinde imzalanan “Yolsuzluğa
Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi” ve “Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku
Sözleşmesi” de 4852 ve 5065 sayılı kanunlarla kabul edilmiştir.
Anılan sözleşmelerin kabul edilmesi ile Türkiye’nin GRECO
(Yolsuzluğa Karşı Avrupa Devletler Grubu) üyeliği de gerçekleşmiştir.
“Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı BM Sözleşmesi” 30.1.2003
tarih ve 4800 sayılı kanunla onaylanmıştır. 9-11 Aralık 2003
tarihleri arasında Meksika’nın Merida kentinde imzaya açılan
“Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi” de Türkiye
tarafından imzalanmıştır. Türkiye’nin çok sayıdaki önerisi
anılan sözleşme metnine girmiş; Türkiye’nin önerilerinden
olan “Özel Sektörde Zimmet” maddesi ilk defa bir uluslararası
sözleşme metninde yer almıştır. 12.12.2003 tarihli, 5020 sayılı
Bankalar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’da yapılan düzenlemeler ile batık bankalardan alacakların
tahsili ve tahsilatların hızlandırılması amaçlanmıştır. Bilgi
Edinme Hakkı Kanunu ve uygulama yönetmeliği ile Kamu Etik
Kurumu Kurulması Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. Kamu
Mali Yönetimi ve Mali Kontrol Kanunu bütçe ve harcama disiplini
yönünden Avrupa Birliği normlarına uygun hükümler içermektedir.
İşte,
son zamanlarda gündemin ilk sıralarında yer alan sivil-asker
üst düzey bürokratların yargılanmaları, kimi örgütsel ilişkilerin
açığa çıkartılması, eski bir devlet bakanının banka yolsuzluğu
nedeniyle mahkum olması, yüksek yargıçların çekilmeye davet
edilmeleri yolsuzlukla mücadele alanındaki demokratik kural
ve kurumların işletilmesinin; yani ‘normalleşme’nin doğal
sonucudur.
Kamuya
olan yükü en iyimser tahminle 5,6 milyar dolar olarak saptanan
İmar Bankası yolsuzluğu, kamu sağlığını hiçe sayanlara karşı
yürütülen Neşter 1 ve kimi üst düzey yöneticilerin yargı mensuplarını
etkileme çabalarını gözler önüne seren Neşter 2 operasyonları,
son olarak bazı üst düzey komutanların ve subayların mahkeme
önüne çıkarılmaları, biri eski Başbakan olmak üzere çok sayıda
eski bakanın Yüce Divan’a sevk edilmeleri, son günlerde çok
kullanılan bir deyişle Türkiye’nin “bağırsaklarını temizlediğini”
göstermektedir.
Sivil
toplum kuruluşları ve medya başta olmak üzere toplumun iç
dinamiklerinin harekete geçirilmesi, yapılan yasal düzenlemeler
ve en önemlisi de siyasi kararlılık sonucunda gündeme gelen
Çağlar, Balkaner, Uzan olayları ve diğerleri; TMSF’nin batık
bankaların devlete olan borçlarının tahsili konusundaki çabaları,
toplumun tüm kesimlerinde ve kurumlarında çarpan bir etki
yaratmakta ve tüm kurumlar yolsuzluğa karşı eskisinden çok
daha kararlı bir duruş sergilemektedirler.
Tam
da gelinen bu noktada, yaşanan sürecin iki ‘yumuşak karnı’
yasama dokunulmazlığı ve teftiş kurullarının kapatılması konularıdır.
Son
zamanlarda yasama dokunulmazlığının kaldırılması veya sınırlandırılması
için neredeyse bir önkoşul gibi öne sürülen memurlar ve diğer
kamu görevlileri için getirilen kimi soruşturma ve yargılama
ayrıcalıkları ‘bağışıklık’ değil; ceza muhakemeleri usulünün
genel hükümlerinden bazı yönleriyle ayrılan yargılama ve soruşturma
yöntemleridir. Kaldı ki; 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması
ve Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu’nun 17’nci maddesine
göre; zimmet, rüşvet, irtikap ve ihaleye fesat karıştırma
gibi suçlar yönünden zaten kaymakamlar, valiler ve müsteşarlar
dışında diğer memurların yargılama ve soruşturma imtiyazları
yoktur. Soruna bu çerçeveden bakıldığında; Anayasa’nın konuyla
ilgili 129’uncu maddesinin beşinci fıkrasında herhangi bir
değişiklik yapılmasa da; 3628 sayılı yasanın vali, müsteşar
ve kaymakamlara ayrıcalık tanıyan 17’nci maddesinin ikinci
fıkrası ile anılan maddenin “Görevleri veya sıfatları sebebi
ile özel soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi olan sanıklarla
ilgili kanun hükümleri saklıdır.” içerikli üçüncü fıkrasının
yürürlükten kaldırılması ve Anayasa’nın 83’üncü maddesinde
-TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nun önerisine de paralel
olarak- yolsuzluk suçları yönünden sınırlama yapılması halinde
bu suçlarla ilgili olarak hiç kimsenin soruşturma ve yargılama
imtiyazı kalmayacaktır.
Kıta
Avrupası’nda zaten var olan teftiş (inspection) sisteminin,
son yıllarda İngiltere gibi bazı Anglosakson ülkelerinde de
yükselen değer olduğu bilinmektedir. Avrupa Konseyi’nin 6
Kasım 1977 tarihli Yolsuzlukla Mücadele’de yirmi temel ilke
kararından 12’ncisi “Denetim prosedürlerinin kamu yönetimindeki
yolsuzlukların tespiti ve önlenmesinde rol oynamasını kabul
etmek.” şeklindedir. Gümrükler İşbirliği Konseyi’nin gümrük
kapılarında dürüstlükle ilgili 7 Temmuz 1993 tarihli Arusha
Deklarasyonu’nda da “İç denetim düzenlemeleri şüphe edilen
tüm yolsuzluk ve kötü yönetim uygulamalarını teftiş etme özel
görevine sahip olan bir içsel birim tarafından hazırlanmalıdır.”
denilmektedir. Türkiye’de önemli yolsuzluk olaylarının ortaya
çıkartılmasında teftiş kurullarının inkar edilemez katkıları
vardır. Dolayısıyla, ulusal ve uluslararası gerçeklere rağmen
teftiş kurullarının kaldırılmasının yolsuzlukla mücadele çabalarına
büyük zarar vereceği ortadadır.
HUKUKÇU
28.12.2004
|