MAKALELER-3
TÜRK
EKONOMİSİNDE YOLSUZLUK
Prof.Dr.Cihan
Dura
Erciyes Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Bunlar engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır,
Tanı bunları, tanı da büyü...
Ahmet Arif
Türkiye’nin somut sorunlarından, dolayısiyle
en temel sorunlarından biri de siyasal yozlaşmadır, yolsuzluktur.
Bizim çoğu aydınımız; soyut demokrasi tartışmaları
yapmaktan, tarım, sanayileşme, eğitim sorunları gibi, çevre,
orman, deprem, trafik gibi, siyasal yozlaşma gibi somut sorunlarımızla
ilgilenmezler. Sebebi şunlar olabilir: Birincisi, bilimsel
araştırma yöntemini bilmiyorlardır. İkincisi bu konulara kafa
yormayı soylu bir uğraş olarak görmüyor olabilirler. Onlara
sıcak odalarında, koltuklarına rahatça gömülerek, zihinsel
kurgularla ahkâm kesecekleri yüksek (!) konular gerekli.
Konuya yolsuzluğun tanımı ile girelim.
Yolsuzluk kısaca “maddi kazanç ya da başka çıkarlar için kamusal
yetkinin yasa dışı kullanımı” şeklinde tanımlanabilir. Bir
profesörümüz, Coşkun Can Aktan ise şu tanımı yapıyor : “Siyasal
karar mekanizmasında rol alan aktörlerin özel çıkar sağlamak
amacıyla toplumsal normları ihlal edici eylemlerde bulunmaları”
siyasal yozlaşmadır.
Siyasal yozlaşmanın başlıca türleri şunlardır
: Rüşvet, haraç, aracılık, zimmet, adam kayırmacılık, patronaj,
hizmet kayırmacılığı, oy ticareti, vurgunculuk, lobicilik,
rant (tekel, tarife, kota, lisans, teşvik) kollama.
Yolsuzluk ulusal ekonomi üzerinde çok olumsuz
etkiler yapar: Ekonomik gelişmeyi, yatırımları, verimlilik
artışını yavaşlatır. Devlet gelirlerini azaltır. Gelir dağılımını,
ekonomik istikrarı bozar. Kaynakların etkin kullanılmasını,
yenilikleri ve rekabeti engeller.
Türkiye pek çok olumsuz olguda dünyada nasıl
önde ise, yolsuzluk konusunda da -özellikle, 12 Eylül’den
bu yana- ne yazık ki dünyaya örnek olacak bir “zenginlik ve
çeşitlilik” (!) kazanmış bulunmaktadır.
Gerçekten şu son birkaç ay içinde bile
neler duymadık, neler okumadık medyada... İnsanın dudakları
uçukluyor, vicdanı sızlıyor. Hayretler içinde kalıyoruz.
Konu çok geniş... Ben yalnızca güncel olan
iki “ekonomik soygun tekniği”nden söz edeceğim : Kara para
aklama ve banka boşaltma. Bunlarla ilgili olarak basında çıkan
haberlerin bir özetini verecek ve bir sonuca ulaşmaya çalışacağım.
I)
KARA PARA AKLAMA
Türkiye’de
kara para aklama çok yaygın. Mali Suçlar Araştırma Kurulu’nca
(MASAK) hazırlanan bir raporda, 11 çeşit kara para aklama
yöntemi olduğu belirtiliyor. İşte bu yöntemler (Cumhuriyet,
4.6.2000):
Hayali
ihracat : Değeri çok düşük bir mal ihraç edilmiş gösterilerek
fatura düzenleniyor. Mantarlama : Parasal işlemi bildirme
yükümlülüğünden kurtulmak için, eldeki para yasal sınıra yakın
tutarlara bölünerek, çok sayıda kişi tarafından çok sayıda
bankaya yatırılıyor. Parçalama : Yeterli sayıda kişi yoksa,
tek bir kişi işlem sayısını artırıyor. Kıyı Bankacılığı :
Kıyı bankaları finans piyasalarının uyduğu kimi yasal denetimlerden
muaf. Mevcut finansal kuruluşlar ya da paravan şirketlerle
kara para aklanıyor. Göstermelik Şirketler : Hamburgerci,
benzinci gibi nakit para akışının yoğun olduğu işyerleri kuruluyor.
ABD’nde bir uyuşturucu kaçakçısının pizza dükkânları ağı ortaya
çıkarılmıştır. Paravan Şirketler : Sınır ötesi merkezlerde,
kâğıt üzerinde görünen şirketler kuruluyor. Fon transferleri
bunlar üzerinden yapılıyor. Otofinans borçlanma : Alınan krediye
teminat olarak kıyı bankasındaki hesap gösteriliyor. Kredi
ödenmiyor. Böylece kişi, kara parasını Türkiye’de kullanıyor.
Yeraltı Bankacılığı : Nakit akışı olmaksızın, para transferi
yapılıyor. Kumarhaneler : Çok büyük miktarda para “casino”ya
sokuluyor. Bildirim yapılmadan, “casino” çekleriyle transfer
ediliyor. Kara para, kumar kazancı olarak da gösterilebiliyor.
Fonların Ülke Dışına Çıkarılması : Kara para, kazanıldığı
ülkeden, denetim eksikliği olan başka bir ülkeye çıkarılıyor.
Döviz Büroları : Büyük banknotlarla küçükler, para türü değiştiriliyor
ya da çek alınıyor.
Türkiye’de
kara para aklamanın cezası yalnızca 2-5 yıl hapis ve aklanan
paranın 1 katı ağır para cezası! Türlü nedenlerden dolayı,
bu cezalar da tam olarak uygulanamıyor. Oysa, soyut tartışmalarda
örnek alınan ABD’de 20 yıla kadar hapis ve 2 kat para cezası
veriliyor. AB ülkelerinde ceza 10 yılı (Almanya, Fransa, Yunanistan)
bulabiliyor ve hattâ bunu geçebiliyor (İngiltere, İtalya,
Lüksemburg). Uygulamalar da ses getirici!.. Kopenhag ölçütleri
konusunda mangalda kül bırakmayan “İri Medya” yazarlarımız,
politikacılarımız; Batı’yı bu konuda da örnek alarak neden
yazılar döktürüp demeçler vermezler? Acaba kimlerden çekiniyorlar?
II)
BANKA BOŞALTMA
Türkiye’de
bankaların içi yıllardır boşaltılıyor; hem de hükümetlerin
gözleri önünde! Artık kural haline geldi: Mutlu azınlık boşaltır,
Yoksul halka doldurtulur. Bunun adı da “Allah, yürü ya kulum,
dedi” olur. Bu hırsızlığın son örneği Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonu (TAMSİF) kapsamına alınan sekiz banka... Hükümet bu bankaları
“Mali durumları bozuk” diye Fon kapsamına aldı. Fatura, sonunda
halka (Benim çiftçime, benim memuruma, benim emeklime,...
) çıkartılacak. Bunlardan dördündeki batık para katrilyonu
geçmiş bulunuyor. Yurtbank, Egebank, Esbank ve Atatürk yadigârı
Sümerbank’ın eski sahiplerine TAMSİF tarafından açılan davada
talep edilen alacak 1 katrilyon 132 milyar TL, yani 1.8 milyar
dolar. Bu kayıp POAŞ’ın özelleştirilmesinden elde edilen 1.2
milyar doların çok üzerinde. Türkiye’de işlerin bir türlü
düzelmemesinin asıl sebebi burada açıkça görülmüyor mu?
Bizim
çoğu aydınımız, politikacımız bu soygunlara aldırmaz; bütün
dertleri; sözde insan haklarıdır, “mozaik”tır, şeriatçılıktır,
“soyut demokrasi” tartışmalarıdır. Ünlü yüksek yargıcımız,
“İri Medya” yazarlarımız (Altanlar, Uluenginler, Çandarlar,
Mahçupyanlar,...) altyapıyı bırakır, üstyapıyla uğraşırlar;
havanda su döğerler.
Söz
konusu bankalardan, en çok Egebank hakkında yayın yapıldı.
Bu bankanın durumunu genişçe, öbürlerini kısaca özetleyelim.
A)
Egebank
1999’da
“250 dolara bile repo” sloganıyla mevduat toplayan banka,
Hazine’nin el koyduğu 22 Aralık 1999’da “tam takır” bulunmuştur.
Çünkü dolarlar, çoktan yeğen Demirel’in şirketlerine aktarılmış
bulunuyordu. Operasyondan bir saat önce de, birçok evrak ve
dosya bankadan kaçırılıyor! Murakıp raporlarına göre vurgunun
boyutları trilyonlar düzeyindedir: Tam 1.3 milyar dolar iç
edilmiştir! Bunun 640 milyon dolarını banka sahibi “yeğen,”
paravan şirketler aracılığıyla -100 milyon doları “back to
back” kredilendirme yoluyla- kendi firmalarına aktarmıştır.
26 Haziran 1999 tarihli Hazine murakıpları raporuyla ilgililer
uyarılmasına karşın, gerekli önlemler alınmamıştır.
Soygun
için türlü yöntemlere başvuruluyor:
1)
Hazine murakıpları raporuna göre “banka alımında banka kaynakları”
kullanılmış. Banka’nın Bayraktar Grubu’ndan Demirel Grubu’na
geçişi sırasında, banka kaynakları kullanılmış; Demirel Grubu
tarafından herhangi bir nakit ödeme yapılmamıştır.
2)
Usulsüz kredilendirme işlemleri yapılıyor; para ortadan kayboluyor.
Kredi kullandırılan birçok şirket gerçekte yoktur, paravan
şirketlerdir. Bu şirketlerin adları da dostlara şenlik : Ekser
Metal AŞ... Goldbis AŞ... Mi-Gi Tekstil AŞ... Alara Tur AŞ...
Uydura uydura, sonunda bunlar kalmış geriye! Adresleri dahi
olmayan bu şirketlere 4 trilyon milyar liralık kredi kullandırılmış!
Türkiye gibi ülkelerde liberal ekonominin ne rezil şey olduğunu
bu örnek açıkça göstermiyor mu?
3)
Banka sahibi, kendi şirketlerine kredi kullandıramıyor, yasal
engel var. Bunu aşmak için “back to back” denilen kredilendirmeye
gidiyor: Sistemde yer alan başka bankalarla anlaşıp onların
şirketlerine kredi veriyor. Kendi şirketleri de bu bankalardan
aynı miktarda kredi alıyor. Kredilerin geri dönüş tarihleri
aynı. Yolsuzluğa, sahibi “aile fotoğrafı”nda yer alan başka
bankalar da ortak oluyor.
4)
Onarım, reklam, dekorasyon gibi işlemlerde faturalar olağanüstü
şişiriliyor (200 milyon dolar!).
B)
Öbür Bankalar
TAMSİF
kapsamındaki Esbank’ ın eski sahibi aleyhinde 322 trilyon
liralık alacak davası açıldı. Bu rakam 3 Mart 2000 tarihli
Mali Bünye Raporu’nda gösterilen, Zeytinoğlu Grubu’nun bankaya
olan toplam riskini gösteriyor. Yurtbank’ ın eski sahibi aleyhine
açılan davada talep edilen alacak miktarı rekor düzeyde: 381
trilyon 365 milyar TL!... 7 Mart 2000 tarihli Bankalar Yeminli
Murakıpları raporunda bu kişinin, 23 şirketi aracılığı ile,
Yurtbank’tan kendi şirketlerine 312.4 trilyon lira aktardığı
öne sürülüyor. Banka yoğun bir şekilde “back to back” kredilendirme
yöntemi kullanmış. Başka bankalarla karşılıklı kredilendirmelere
gidilmiş. Sümerbank’ ın eski sahibi aleyhine ise 158 trilyon
451 milyar liralık alacak davası açıldı. Bu kişi de adamlarıyla
birlikte, banka kaynaklarını kendi şirketlerine aktarmış.
“Back to back” yöntemini kullanmış, usulsüz kredi işlemleri
gerçekleştirmiş, başka gruplarla karşılıklı kredilendirme
ilişkisine girmiş.
Basında
(Bkz: Cumhuriyet, 1.7. 2000) sahip olarak Egebank için Yahya
Murat Demirel, Esbank için Yavuz Zeytinoğlu, Yurtbank için
Ali Avni Balkaner, Sümerbank için Hayyam Garipoğlu gösteriliyor.
Bu bankalarla usulsüz kredilendirme ilişkisine giren firmalar
olarak da şu adlar yer alıyor : Nergis ve İhlas Gurubu, Korkmaz
Yiğit’in şirketi, Demirel, Çağlar, Zeytinoğlu ve Ceylan Grubu,
Efektifbank (Kıbrıs)...
III)
SONUÇ
Atatürk
1905’de Şam’da 5. Ordu emrinde, henüz 24 yaşındadır. Her yerde
ya Hükümet, ya eşkiya halkı soymaktadır. Soyguncular bir miktar
altını da, arkadaşı Müfit’e önermiştir. Müfit; durumu kendisine
haber verince, o şu yanıtı verir : “Müfit, sen bugünün adamı
mı olmak istersin, yoksa yarının adamı mı?” 1914’de bir dostuna
şunları yazar : “Benim tutkularım var, hem de pek büyükleri...
Fakat bunlar yüksek mevkiler, büyük paralar elde etmek gibi
emeller değildir. Ben bu tutkularımın gerçekleşmesini, yurduma
yararları dokunacak ... büyük bir düşüncenin başarısında arıyorum.”
Kendini anlatıyor : “Benim bütün yaşamımda izlediğim amaç,
hiçbir zaman kişisel olmamıştır . Her ne düşünüp ve her neye
girişmiş isem, hep ülkenin ve ulusun yararına olmuştur...
Bir insanın mutlu olması için gerekli şey, kendisi için değil,
gelecek kuşaklar için çalışmaktır.”
Yarının
adamı olmak... Yurda yararlı düşünceler geliştirmek... Gelecek
kuşaklar için çalışmak...
Bir
yukardakilerin ahlâkına bakın; bir de Büyük Aydınlanmacı’nın
ahlâkına!...
Ne
kadar da uzağız, Atatürk Yolu’ndan!..
Bu
hallere boşuna mı düştük?
|