MAKALELER-4
Örgütlü
Suçlarla Mücadele Alanında
Uluslararası ve Ulusal Çabalar
HAZIRLAYAN:
Ergin ERGÜL (ergul@netcourrier.com) "Adalet Bakanlığı
Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Tetkik
Hakimi"
KONU BAŞLIĞI: Örgütlü Suçlarla Mücadele Alanında Uluslararası
ve Ulusal Çabalar
TARİH: Şubat 2002
TELİF HAKLARI: Yazarlarına aittir. Yazı Türk Hukuk Sitesinde
yayınlanmak üzere yazarı tarafından gönderilmiştir.
ÇALIŞMA:
Bilindiği
üzere, tüm dünyada, son 20 yıl içinde örgütlü suçun olağanüstü
şekilde gelişme kaydettiğine tanık olunmaktadır. Bu bağlamda
sadece, örgütlü suç bağlantılı şiddet, tehdit, sahtecilik,
dolandırıcılık, yasadışı her türlü kaçakçılık, rüşvet, karapara
aklama suçlarının sayısal artışı şeklinde nicel değil, özellikle,
profesyonelleşme, rasyonelleşme, uluslararasılaşma biçiminde
niteliksel bir gelişme söz konusudur.
Bu
gelişmenin nedenleri çok çeşitli ve karmaşıktır. Başlıca nedenler
olarak, ekonomik ve malî liberalleşme ve küreselleşme; kişilerin
ve malların hareketliliği; iletişim teknolojisindeki gelişme;
ülkeler arası yeni bağımlılıklar; ulusal sınırların açılması,
hatta terkedilmesi; devletlerin kendi ülkelerindeki egemenliklerinin
bir bölümünü yitirmeleri özellikle belirtilmelidir.
Ülkemizde
de ekonomik ve sosyal dalgalanmalar suç gruplarının faaliyetleri
için zemin oluşturmuştur. Ekonomik, teknolojik gelişme ve
küreselleşmeye paralel olarak ülkemizdeki organize suç örgütlerinin
faaliyet alanlarını genişlettiği ve yeniden yapılanmaya giriştikleri
gözlenmiştir. Ülkemizde, turizm, inşaat, arazi, ihale, oto
kiralama, at yarışları, vakıflar, şirketler ve otel sektöründe
faaliyet gösteren suç örgütleri; çek, senet, haraç alma, karaborsa,
arazi yolsuzluğu, rüşvet, karapara aklama, silah ve mühimmat
kaçakçılığı, fidye karşılığı adam kaçırma silahla yaralama,
para karşılığı cinayet ve şantaj suçlarında faaliyetlerini
sürdürme çabası içindedirler.
Bu
yazıda, Ülkemizde örgütlü suçlulukla mücadelede görev alan
birimlerin sahip oldukları başlıca hukukî araçların bir dökümünü
yapmaya çalışacağız.
1.Ülkemiz
örgütlü suçluluğun en önemli görünümü olan uyuşturucu kaçakçılığı
alanında, BM bünyesinde hazırlanan 1961 Tek, 1971 Psikotrop
Maddeler ve bu alanda en yeni uluslararası belge olan 19 Aralık
1988 tarihli "Uyuşturucu ve Psikotrop Maddeler Kaçakçılığına
Karşı BM Sözleşmelerini (22.11.1995 tarih ve 4136 sayılı kanunla
ve 32.maddesinin 2 ve 3. fıkralarına çekince koymak suretiyle)
ve son olarak da, "Uyuşturucu Maddelere Dair 1961 tarihli
Tek Sözleşmenin Tadiline İlişkin Protokolü (28.5.2001 tarih
ve 2001/2577 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile) onaylamıştır.
2."Sınıraşan
Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi"
(SASMUS) ve " Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş
Milletler Sözleşmesine Ek Kara, Deniz, ve Hava Yoluyla Göçmen
Kaçakçılığına Karşı Protokol" ve "Sınıraşan Örgütlü
Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Kaçakçılığının,
Özellikle Kadınların ve Çocukların Ticaretinin Önlenmesine,
Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol"
13.12.2000 tarihinde ülkemiz tarafından imzalanmıştır.
"SASMUS",
organize suçlarla mücadelede ilk uluslararası düzenlemeyi
teşkil etmekte, sözleşme karapara aklama, insan kaçakçılığı
gibi değişik alanlarda yasadışı faaliyetlerde bulunan uluslararası
suç örgütleri ile mücadelede uluslararası çabaları engelleyen
hukuki boşlukları kapatmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, sınıraşan
örgütlü suç grubunu tanımlamakta, buna iştirak, yolsuzluk
ve adaletin engellenmesi gibi eylemlerin suç sayılmasını ve
adli işbirliği ve yardımlaşmanın kolaylaştırılmasını öngörmektedir.
3.Sınıraşan
örgütlü suçla mücadelenin önemli bir boyutunu da yolsuzluk,
rüşvet ve uluslararası ticari işlemlerde rüşvetin önlenmesi
ve cezalandırması oluşturmaktadır. Uluslararası ticari işlemlerde
rüşvet özellikle gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınma
ve demokratikleşme çabalarına engel olmaktadır.
4.OECD
üyeleri arasında oluşan görüş birliği çerçevesinde OECD Bakanlar
Konseyi'nin 1997 mayıs ayındaki toplantısında, yolsuzlukla
koordineli bir şekilde mücadele amacıyla uluslararası bir
sözleşme hazırlanmasına karar verilmiştir. Gerekli çalışmaların
1997 yılı içinde tamamlanmasını müteakip "Uluslararası
Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin
Önlenmesi Sözleşmesi" 17 Aralık 1997 tarihinde Paris'te
imzalanmıştır. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 30 ülke
tarafından imzalanan Sözleşme, 15 Şubat 1999 tarihinde yürürlüğe
girmiş ve imza atan ülkelerin çoğunluğu tarafından onaylanmış
bulunmaktadır.
Sözleşme
rüşvet verme ya da rüşvet sözü verme suçu ile ilgili olup
rüşvet alma suçunun cezalandırılması her ülkenin kendi iç
mevzuatına bırakılmıştır.Türkiye ise, bu sözleşmeyi 1 Şubat
2000 tarih ve 4518 sayılı yasa ile onaylamıştır(R.G. 6 Şubat
2000, No:23956).
Adalet
Bakanlığınca anılan Sözleşmenin iç hukuka uyarlanmasına ilişkin
olarak hazırlanan ve T.C.K.'nun 211. maddesindeki rüşvet tanımını
yabancı kamu görevlilerine de genişleten yasa tasarısı komisyonlardan
geçerek TBMM gündemine alınmıştır. Yasa ayrıca T.C.K'nun 211-220.
maddelerinde düzenlenen rüşvet suçlarını da karapara aklama
suçunun öncül suçları arasına almaktadır.
5.Yolsuzluk
ve rüşvetle mücadele konusu Avrupa Konseyi'nin de öncelikleri
arasında yeralmaktadır. Avrupa Konseyi tarafından Malta'nın
başkenti La Valetta'da 1994 yılında gerçekleştirilen 19. Avrupa
Adalet Bakanları Konferansı'nda alınan karar doğrultusunda
bünyesinde, "Rüşvete Karşı Çok Yönlü Mücadele Grubu"
oluşturulmuş ve bu grubun çalışmaları sonucunda,
-"Yolsuzluğa Karşı Eylem Programı"
-"Yolsuzluğa Karşı Ceza Sözleşmesi"
-Ulusal düzeyde alınacak tedbirler için 20 maddelik yönlendirici
ilkeler belgesi ( Kasım 1997'de yapılan 101. Dönem Bakanlar
Komitesi'nde onaylanmıştır.)
-Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu Anlaşması,
"Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi"
hazırlanmıştır.
Yolsuzluğa
Karşı Ceza Sözleşmesi" ile "Yolsuzluğa Karşı Özel
Hukuk Sözleşmesi" 27 Eylül 2001 tarihinde ülkemiz tarafından
imzalanmıştır.
5.Ülkemizin
Yolsuzlukla mücadele konusunda giderek artan çabaları çerçevesinde,
Adalet Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Başbakanlık Teftiş
Kurulu, İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı temsilcilerinden
oluşan "Etkin Yönetim ve Yolsuzlukla Mücadele Yönlendirme
Komitesi" ve bir "çalışma grubu" oluşturulmuştur.
21 Eylül 2001 tarihinde Ankara'da uluslararası bir konferans
düzenleyen bu komite, Türkiye'nin IMF'ye sunduğu ekonomik
programda söz verdiği etkin yönetim ve yolsuzlukla mücadele
Türkiye eylem planını hazırlamıştır.
6.Örgütlü
suçluluğun can damarı ise, karaparanın aklanmasıdır. Ülkemiz
karapara ile mücadele alanında faaliyet gösteren en önemli
uluslararası birim olan "Mali Eylem Görev Gücü (İng.FATF,
Fr.GAFI)nün üyesidir.
7.Karapara
aklamanın cezalandırılması ve suç gelirlerinin zapt ve müsaderesi
alanında en gelişmiş sözleşme olan "Suçtan kaynaklanan
Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, Ele Geçirilmesi ve El
konulmasına İlişkin Sözleşme" de ülkemiz tarafından 27
Eylül 2001 tarihinde imzalanmıştır.
19
Aralık 1996'da yürürlüğe giren 4208 sayılı "Karaparanın
Aklanmasının Önlenmesine İlişkin" yasa ile, karapara
aklama suçu Türk mevzuatına girmiştir. Buna göre, başta silah,
uyuşturucu madde kaçakçılıkları, eski eser, organ ticareti,
mevsuf dolandırıcılık ve vergi kaçakçılığı olmak üzere genelde
örgütlü olarak işlenen suçların da yeraldığı çok sayıda suç
faaliyetinden elde edilen gelirlerin aklanması cezalandırılmaktadır.
Bu
yasa ile, karapara aklama alanında uzman kuruluş olarak doğrudan
Maliye Bakanına bağlı "Mali Suçları Araştırma Kurulu
Başkanlığı"ve bir koordinasyon birimi olarak değişik
kurumların üst düzey yöneticilerinden oluşan "Mali Suçlarla
Mücadele Koordinasyon Kurulu" kurulmuştur. Yasa ayrıca,
kontrollü teslimat, mali işlemlerde kimlik tespiti ve şüpheli
işlemlerin bildirimi uygulamalarının ana ilkelerini düzenlenmiştir.
Bakanlar
Kurulumuzca;
2.7.1997
tarihinde, Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair 4208
sayılı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik,
Mali
Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulunun Çalışma Esas ve Usûlleri
Hakkında Yönetmelik,
15
Eylül 1998 tarihinde "Kontrollü Teslimat Uygulaması Esas
ve Usûlleri" Hakkında Yönetmelik,
yürürlüğe
konulmuştur.
Mali
Suçları Araştırma Kurulu da;
31
Aralık 1997 tarihinde Kimlik Tespitine İlişkin Usûl ve esasları
belirleyen 1 sıra nolu,
Şüpheli
İşlemlerin Bildirim Usûl ve Esaslarını belirleyen 2 Sıra nolu
tebliğlerini,
Yayınlamıştır.
Buna
göre bankalar ve finans kurumları 2 milyar Türk lirasını aşan
belli işlemlerde kimlik tespiti yapmak ve buna ilişkin belgeleri
beş sene süre ile saklamak,
23
başlık halinde sayılan kişi ve kurumlar ise, yasadışı yollardan
elde edildiğine dair herhangi bir bilgi, şüphe ya da şüpheyi
gerektirecek parasal veya para ile temsil edilebilen değerlerle
ilgili işlemleri 10 gün içinde mali suçları Araştırma Kurulu
Başkanlığına bildirmekle yükümlüdürler.
Adalet
Bakanlığı da da, ilki 25.7.1997 diğeri ise 28.5.1999 olmak
üzere Cumhuriyet Savcılıklarından kanunun uygulanmasında gereken
titizliğin gösterilmesini talep etmiştir.
8.23
Haziran 1999'da yürürlüğe giren yeni Bankalar Yasasına göre,
bankaların kimlik bilgilerini ve vergi numaralarını bildirmeyen
müşterilerine hesap açmaları ve bankacılık hizmeti vermeleri
yasaklanmıştır.
30
Temmuz 1999 tarih ve 4422 sayılı "Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri
İle Mücadele Kanunu" ile, ülkemiz de modern anlamda bir
mafya tipi suçlulukla mücadele kanununa sahip olmuştur. Batı
ülkelerindeki ve ülkemizdeki deneyimler normal ceza usulü
kuralları ile örgüt suçlarıyla mücadelenin mümkün olmadığını
ya da başarı şansının çok az olduğunu gösterdiğinden anılan
yasa çıkar amaçlı örgüt kurma suçunu cezalandırmanın yanısıra
çıkar amaçlı suç örgütü ve diğer bazı örgütlü suçlarla, terör
suçlarını ortaya çıkarmak için bir çok yeni tedbiri mevzuatımıza
sokmuştur. Sözkonusu tedbirler, iletişimin dinlenmesi veya
tespiti, gizli izleme, kayıt ve verilerin incelenmesi, gizli
görevli kullanılması, hak ve alacaklara el koyma ve devlete
intikal, tanığın ve görevlilerin korunması uygulanması,yurtdışına
çıkma yasağı,ve gizliliğin ihlali, yetkililerin sorumluluğu
ve cezalandırılmasına ilişkin bulunmaktadır.
4422 Sayılı 16. maddesine uyarınca sözkonusu tedbirler "Terörle
Mücadele Kanunun kapsamına giren suçlarla, 21/7/1983 tarih
ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu,
10/7/1983 tarih ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar
ile Diğer Aletler Hakkında Kanun ve Türk Ceza Kanununun 403,
404 ve 406'ncı maddelerinde yer alan suçlar teşekkül halinde
işlendiğinde de uygulanacaktır".
Anılan
tedbirlere ilişkin kararların alınmasında ve bunların uygulanmasında
uyulacak esas ve usûlleri belirleyen "4422 Sayılı çıkar
Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun Uygulanmasına İlişkin
Yönetmelik" de Bakanlar Kurulunun 9.11 2000 tarihli kararı
ile kabul edilmiş ve 26 Ocak 2001 tarih 24298 sayılı Resmi
Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kişi
hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı bu tedbirlere ilişkin
hükümlerin düzenlenmesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
içtihatları yol gösterici olmuştur.
Yasa,
çıkar amaçlı suç örgütünü tanımladıktan sonra, bu örgütün
meydana getirilmesini, buna katılınmasını, bunun yönetilmesini
bağımsız bir suç haline getirmektedir. Cezalandırma için örgütün
bir suç işlemesi gerekmemektedir. Önemli bir özellik olarak,
örgüt adına,örgüt amaçları doğrultusunda suç işlenirse,bu
suçlarda ayrıca, yasada belirtilen cezalar arttırılmak suretiyle
ceza tayin edilmektedir.
Bu
suçun müeyyidesi örgütü kuranlar, yönetenler veya örgüt adına
faaliyette bulunanlar veya üye olmadan bilerek hizmet yüklenenler
için sadece bu nedenle üç yıldan altı yıla kadar, örgüte üye
olanlar için ise, iki yıldan dört yıla kadar ağır hapis cezasıdır.
Bu
yasanın müsadereye ilişkin hükmüne göre, suçun işlenmesine
ayrılan, suçun işlenmesinde kullanılan veya suçtan doğan değer
veya ürünlerin veya bunlar yerine geçen şeylerin ve müsaderesi
gereken her türlü eşyanın gelirlerinin veya suçtan doğan her
türlü yararın Devlete intikaline karar verilecektir.
Öte
yandan, öngörülen suçlardan dolayı cezanın etkisini ve caydırıcı
gücünü arttırmak maksadıyla 12. maddede kanunun kapsamına
giren suçlarda paraya çevrilme ve cezanın ertelenmesi imkanlarının
uygulanmayacağı belirtilmiştir.
9.Bu
ulusal önlemlerin yanısıra Türkiye iki taraflı, bölgesel ve
çok taraflı işbirliğine verdiği önem nedeniyle diğer devletlerle
40 tan fazla karşılıklı adlî yardım anlaşması ve son yıllarda
bölgesel çerçevede çok taraflı pek çok anlaşma imzalamıştır.
10.Diğer
taraftan, ortak eğitim etkinliklerinin taşıdığı önemden hareketle,
Türkiye-Birleşmiş Milletler (UNDPC) işbirliği çerçevesinde
uyuşturucu ve organize suçlarla mücadele alanında eğitim vermek
üzere Ankara'da kurulan "Türkiye Uluslararası Uyuşturucu
ve Organize Suçlarla Mücadele Akademisi" (TADOC) 26 Haziran
2000 tarihinde faaliyete geçmiş bulunmaktadır.
Örgütlü
suçlarla mücadele tüm boyutlarıyla, ulusal planda ilgili tüm
birimlerin, uluslararası planda ise Devletler arası idari,
polisiye ve adli sıkı bir işbirliği içinde ve kesintisiz sürmesi
gereken bir süreç olup, bu mücadelede ilerleme kaydetmeden
ne tam işleyen bir hukuk devletine ne de sağlam bir ekonomiye
sahip olmak olanaklı değildir.
Başka
yerde yayınlanmış olsun ya da olmasın, Türk Hukuk Sitesi Hukuki
İncelemeler sayfasında yayınlanabilecek nitelikte hukukla
ilgili çalışma, tez, inceleme ve makalelerinizi lütfen bize
ulaştırınız. Meslektaşlarımızın bu projeye ilgi ve katkıları
internette hepimizin yararlanacağı bir hukuk kütüphanesi oluşturma
çabalarımıza yardımcı olacaktır.
Türk Hukuk Sitesine Dönüş
|