MAKALELER-5

OSMANLI'DA TANTANA VE RÜŞVET

3. Murat Dönemi (1574-1595)
Nihat Falay

       3. Murat döneminin önemli bir mali olayı da, sikke tahsisinin yapılması ve yeniçerilerin isyanıdır. Künhul-Ahbar adlı tarih eserinin yazarı Gelibolu’lu Ali Efendi’nin

Lazımülitibardır sikke
Vacibüliftihardır sikke
Namı sultana iştihar veren
Macit namdardır sikke
Ne bulur anı nakısulizan
Hayli kamili ayardır sikke

dizelerinde belirtildiği gibi, sikkenin varlığının ve değerinin devlet yönetiminde önemli rolü vardır. Onun miktarı ve değerindeki değişmeler mutlaka bir etki yaratmıştır.

3. Murat döneminde de, para işleri Yahudilerin elinde idi ve nüfuzları da artmıştı. Birgün darphane mültezimi olan Yahudi, zamanın defterdarı Mahmut Efendi’ye gelerek, ona, dönemin yazarlarından Ali’nin ifadesiyle “bir badem ağacı yaprağı kadar ince ve bir şebnem katresi kadar hafif” bir sikke getirerek, yeniçerilere verilecek maaş (mevacib) için böyle bir sikke kabul ederse, kendisine 200 bin akçe vereceğini söylemiş. Defterdar ise hem teklifi hem de hediyeyi reddetmiştir. Yahudi, bunun üzerine, Sultan 3. Murat’ın yakını olan ve padişahla yakınlığı doğancılıktan beri başlamış bulunan; bu nedenle de “Doğancı” lâkabıyla anılan Rumeli beylerbeyi Mehmet Paşa’ya gitmiştir. Mehmet Paşa, verilen bu parayı alarak, o sikkenin yeniçeri maaşları için kabul edilmesini defderdara emretmiştir.

Bu karar yeniçeriler arasında duyulunca, gizli olan mevcut hoşnutsuzluk ortaya çıkmış ve Mehmet Paşa’nın düşmanı olan Sinan ve İbrahim Paşa’larında tahrikiyle isyan başlamıştır.

Osmanlı devletinin kuruluşundan beri ilk defa yeniçeriler, sarayda toplantı halinde bulunan vezirlerin, divan odası karşısında gösteriye başlamışlar ve sarayı kuşatarak beylerbeyi ile defterdarın başını istemişlerdir. Sultan 3. Murat, zaman kazanmak için yeniçerilerin önüne birçok para dökmüş, ama bunun hiçbir faydası olmamıştır. Yeniçeriler;
-Beylerbeyini bize teslim ediniz, yoksa Padişah’a kadar kendimize yol açacağız, diye tehdit etmişlerdir.

Sultan, askeri hoşnut etmek için bir ferman yazdırmış, kapıcılar kethüdası da beylerbeyi Mehmet Paşa’ya padişahın iradesini tebliğ etmiş, onun belinden hançerini almıştır. Sonra da Mehmet Paşa idam edilmiştir. Defterdar Mahmut Efendi de, her ne kadar masum ise de, aynı akibete uğramış, yani başı kesilmiştir.

Padişah, bu isyanın kısmen vezirler tarafından kışkırtıldığından da şüphesi olmadığı için, sonradan pişman olmuş ve
-O sırada, iktiza ettiği vechile şiddet göstermekte kusur ettim, demiştir.

Bu olay, padişah ve vezirlerin yönetim kuvvetinden düşmesinin ve yeniçerilerin daha sonra giderek artan üstünlüklerinin artmasının bir başlangıç noktasını oluşturmuştur.

XXX

Yeniçerilerin daha ciddi ve uzun süreli ayaklanmaları imparatorluğun ileriki yüzyıllarında sürmüş ise de, ilk yeniçeri isyanından sonra, bu halin sipahilere de sirayet ettiği görülmüştür. 27 Ocak 1593’te, yeniçerilerin maaşlarının hepsinin, sipahilerinkinin ise yalnız bir kısmının verilmesi, sipahiler arasında gürültülere yol açmış ve bu defa da sipahiler divâna hücum ederek sarayın ileri gelenlerini taşlamış, yaralamışlar ve defterdar Emir Mehmet Paşa’nın başını istemişlerdir. Çeşitli arabulucu önerilere ve önlemlere rağmen sorun çözülememiştir. Bu defa yeniçeriler, sipahileri dağıtmış ve karışıklıklar sona ermiştir. Sultan Murat daha sonra, yeni karışıklıkların önünü almak amacıyla sipahilerin ulufesini verdirmiş, üç defterdarı azletmiştir. Sadrazam Siyavuş Paşa’yı da görevden alarak yerine Sinan Paşa’yı tayin etmiştir. Daha sonra Sinan Paşa da azledilmiştir.

XXX

Sadrazam Sinan Paşa, İstanbul’u ziyaret eden Avusturya İmparatorluğu elçisinin getirdiği hediyeler dışında, yakın bir zaman önce sadrazamlıktan azledildiği için kendisini en sonra ziyaret eden elçi Pezen’den 1000 ekü hediye isteyip alamamış olduğu için, ona kızgınlık beslemişti. Bundan dolayı ona divan heyetinin önünde kaba bir şekilde hitap etmiş ve hiddetle,
-Verginin ödenmesinde niçin bu kadar gecikme gösteriliyor, demiştir.

Elçi Pezen de bunun nedenini bilmediğini ve Viyana’ya bu konuda yazacağını söylemiştir. Bunun üzerine Sinan Paşa Pezen’i kastederek;
-Âdi bir yazıcıyı elçi yapmak iktidarını Viyana kralına kim vermiştir, diyerek hiddetini sürdürmüştür.

Bunun üzerine Pezen, Sinan Paşa’nın çocukluğunda Arnavutluk’ta domuz çobanlığı yaptığını ima ederek;
-Padişah bir domuz çobanını vezir yaptığı gibi, İmparator da bir yazıcıyı elçi yapabilir, demiştir.

Sinan Paşa bu cevaptan öfkelenmemiş ve hazır bulunanlara karşı tebessüm ederek;
-Kâfir benim verdiğim parayı o cinsten akçe ile ödedi, sözünü söylemiştir.

XXX

3. Murat’ın başdefterdarlarından Mahmut Efendi, Tophane’de dünyaya geldiğinden, zamanındaki diğer Mahmut efendilerden ayırmak için “Tophaneli” lakabı ile anılır.

Sadrazam Sinan Paşa, yeni seferlerle ilgili muhasebesini padişaha takdim etmiştir. Başdefterdar Mahmut Paşa da bu sefer muhasebesini padişahın huzurunda okumuş ve devlet işleri ve mallarına ait bilgi vermiştir. Devlet gelirlerinin yeteri kadar toplanamadığına ve halkın perişan olduğuna ilişkin çok soru sorulmuştur. Devlet kasasında ne kadar para olduğu sorulduğunda Mahmut Paşa 23 yük akçe olduğunu belirtmiştir. Bunun yanında “kaç yıldır nevruz muhasebesi okunmayıp, devlet kasasının durumunun bozuk olduğu” söylenmiştir.

Bu görüşme sırasında gecen “nevruz muhasebesi” kavramı, maliye tarihi açısından önemlidir. Çünkü bu muhasebe, bizim bildiğimiz bütçeden başka birşey değildir. Yalnız bunun bugüne göre ilkel bir şekilde düzenlendiği de açıktır. Fakat bu da, Tarhoncu Ahmet Paşa’dan çok önce, gelir ve giderin bir muhasebesinin yapıldığını, bunun da padişahın önünde okunduğunu ve tartışıldığını gösteriyor.

Ancak, bu hesap özetleri tarihlerimize geçmemiş ve yapılan tartışmalar ise hiçbir tarih yazarı (vakanüvis) tarafından kayda değer görülmemiştir.

XXX

3. Murat rüşvet alan ilk padişah olarak kabul edilir. Çünkü; söylentiye göre, padişahın yakınlarından Şemsi Paşa bir iş için padişaha 40 bin altın rüşvet kabul ettirmişti. Bundan sonra da diğer padişahların rüşvetçiliği zaman zaman açıkça yazılıp söylenmeye başlanmıştır. Öyle ki; daha sonra 3. Mehmet’in tahta çıkışından üç yıl sonra 1598’de kendisine sunulan bir dilekçede, bir beylerbeyliğine atama için açıkça rüşvet teklif edilmiştir. Özellikle atamalar için sultanlara açıkça hediyeler verilmiştir ve bazen bunun miktarını bizzat padişah takdir etmiştir. Örneğin; 1638’de Revan Seferi sırasında 4. Murat, Küçük Ahmet Paşa’ya haber salıp, Şam eyaletinde kalmak istiyorsa Silahtar Paşa’ya 20 bin altın vermesi gerektiğini bildirmiştir.

Padişahlara 17. yüzyıldan itibaren ödenen rüşvetler olağan hale gelmeye başlamıştır. Özellikle tayinler için, eskiden Sadrazamla başlayan hediye-rüşvet listesinin başına Padişahların adı yazılmaya başlanmıştır.

Bu gelişim de 16. y.y. şairi Ali’nin;
Her vilayette ehiledir rağbet
Rum mülkünde aksidir malum,
dizesini haklı çıkarır.

Geri dön...